SOSYAL BİLİMLER LİSELERİ

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Atatürk

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Cemil Meriç CEMİL MERİÇ; Türk Düşüncesinin Everest’i

CEMİL MERİÇ; Türk Düşüncesinin Everest’i

E-posta Yazdır PDF

CEMİL MERİÇ; Türk Düşüncesinin Everest’i

Fahri Tuna

20. Asır Türk Düşüncesinin Everest’i... Düşüncenin ve kelimelerin imparatoru. Aydınlandıkça aydınlatan münevver. Batıyı en iyi tanıyan Batılı... Fikir tarihine Eyfel Kulesi’nden yola çıkar düşünürümüz...

Yetmiş bir yıllık ömründe, 38 yaşından itibaren hiç görmedi. Ancak; “görmek için gözlerin, işitmek için kulakların sıhhatli olması yetmez. Kaç milyon çift keskin göz, gözleri görmeyen Cemil Meriç’in gördüklerini görebilmiş, kaç milyon çift keskin kulak, kulakları duymayan Beethoven’in duyduklarını duyabilmiştir?

Görmeyen gözleri, nice ölümsüz hakikatleri gösterdi bize. Namuslu bir fikir seyyahı... Hayali, Avrasya diye bir dergi çıkartmaktı. Önceleri komünist –sırasıyla- sonra sosyalist, milliyetçi, son durağı: İslam... Düşüncenin bütün mabetlerini tavaf ettikten sonra huzuru İslam’da buldu.

Hafızası tam bir “Kırk Ambar”dır. 23 yaşında mahkemede “marksistim” diye bağırdığında “tek bir işçinin bile elini sıkmamış” olduğunu itiraf ediyor. Biz, Cemil Meriç’te olduğu gibi “rüyalarıyla fethedilen veya işgal edilen” bir milletiz. “Yalnız Paris Vatan, kafamın vatanı” diyor. Türk aydını 19. Asırda Paris’i Kâbe edineli beri “kendisini ülkesinde gurbette hisseden bir Parisli”dir. Avrupa’yı karış karış fethe çıkar üstadımız. Bir süre sonra “Olemp’i ararken Hint çıkar karşısına.” Binlerce kitaptan, “Paris’ten Hint’ten sonra”; son durağı: “Bu Ülke”dir, kendi ülkesine sığınır. Bir çoğumuz bu ülkeyi, onun “Bu Ülke”sinden tanıdık. Ekseriya Fransızca düşündü, Türkçe yazdı. Üslûp dahisi... Türkçesi, halis bir Osmanlıca; yani halis bir Türkçe. “O bir kütüphane... Bir bibliyografya... Bir referans kumkuması.” Liselerde Fransızca öğretmenliği, İstanbul Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı ile Sosyoloji hocalığı var. Yerini daima kendisi seçti... Yalnızlığı bundandı.

“Gerçek büyükler tanınmadan öldüler” der.; doğru: Tıpkı onun gibi... Gerici; tıpkı Balzac gibi, Dostoyevski gibi, tek kelime uydurmayan, tek kelime uydurukçaya itibar etmeyen münevver... Zaten, “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir” sözü de onundur.

Dünyaya kütüphanesinin penceresinden baktı. “Fildişi Kuleden” başlığıyla yazılar yazdı... Zamanla kulesini güneşe dönüştürdü.

Çocukları Mahmut Ali ve Ümit.

Şapkası: Bir çift siyah gözlük...

Iğrabtan mahalli: Ötre; şeddesi de var.

Irmak Kültür-Sanat Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 1, Sh. 21, 2001