SOSYAL BİLİMLER LİSELERİ

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Atatürk

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Cemil Meriç

CEMİL MERİÇ; Türk Düşüncesinin Everest’i

E-posta Yazdır PDF

CEMİL MERİÇ; Türk Düşüncesinin Everest’i

Fahri Tuna

20. Asır Türk Düşüncesinin Everest’i... Düşüncenin ve kelimelerin imparatoru. Aydınlandıkça aydınlatan münevver. Batıyı en iyi tanıyan Batılı... Fikir tarihine Eyfel Kulesi’nden yola çıkar düşünürümüz...

Yetmiş bir yıllık ömründe, 38 yaşından itibaren hiç görmedi. Ancak; “görmek için gözlerin, işitmek için kulakların sıhhatli olması yetmez. Kaç milyon çift keskin göz, gözleri görmeyen Cemil Meriç’in gördüklerini görebilmiş, kaç milyon çift keskin kulak, kulakları duymayan Beethoven’in duyduklarını duyabilmiştir?

Görmeyen gözleri, nice ölümsüz hakikatleri gösterdi bize. Namuslu bir fikir seyyahı... Hayali, Avrasya diye bir dergi çıkartmaktı. Önceleri komünist –sırasıyla- sonra sosyalist, milliyetçi, son durağı: İslam... Düşüncenin bütün mabetlerini tavaf ettikten sonra huzuru İslam’da buldu.

Devamını oku...
 

Bir Mabed Savaşçısı: Cemil Meriç

E-posta Yazdır PDF

Bir Mabed Savaşçısı: Cemil Meriç

Dücane Cündioğlu

Bir Mabed Savaşçısı: Cemil Meriç - “Şefkate susuz, hayata susuz. Hapishane, dostların ihaneti, kopuşlar, yuvarlanışlar. Tenin açlığı, ruhfilmiun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp ve anlaşılmayan bir kafa ve anlaşılmayan bir vücut. Bir pansiyon odasındadır. Koca şehirde yapayalnız. Dehasıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıyla yalnız.”

Cemil Meriç'in İstanbul'a geldiği ilk yılları tasvir eden bu satırları, hiç tereddüt etmeksizin, nefesini verdiği son anlarının da bir tefsiri olarak kabul edebiliriz.

Ne kadar yoğun, ne kadar coşkulu olursa olsun, hatta miktarı ne düzeyde bulunursa bulunsun, okurlarının veya meslektaşlarının gösterebilecekleri hiçbir iltifat, gerçekte, böylesi bir susuzluğu gideremez, böylesi bir açlığı doyuramaz, böylesi bir yalnızlığı telâfi edemezdi. Etseydi, edebilseydi, ortada, bunca teveccüh ve iltifata liyakat kesbetmiş bir Cemil Meriç de olamazdı zaten.

Düşünmeye başladığı andan itibaren, susuzluğunu ıstıraplarıyla, açlığını yoksulluğuyla, yalnızlığını uyumsuzluğuyla, kısacası hayata ilişkin elindeki tüm tutamakları tutunamayışlarıyla oluşturan; hatta, için için ıstıraplarını, yoksulluğunu, uyumsuzluğunu besleyip büyüten bizzat Cemil Meriç'in kendisiydi; dolayısıyla susuzluğu, açlığı, yalnızlığı, kendisinin kaçtığı yaşlı cadı, çirkin acuze değil, aksine bile isteye kucağına koştuğu nazlı dilberin, kahredici cilveleriyle aşığının canına okuyan o kara meleğin ta kendisiydi.

Devamını oku...
 

En Uzun Yolun Yolcusu'na, Cemil Meriç'e Selam!

E-posta Yazdır PDF

En Uzun Yolun Yolcusu'na, Cemil Meriç'e Selam!

Ahmet Turan Alkan

"Belki tek kurtuluş imkânım (tek kurtuluş imkânım derken şunu kasdediyorum: Hayatı yaşanmaya layık görmeye devam etmem), vuzuhu fethetmek"

Jurnal, C.2. s. 203

"Cemil Meriç ismini daha önce kimler duydu" sorusunu, havaya kalkıp kalkmamakta tereddüd eden bir kaç el cevaplandırdı. Aynı soruyu dört ayrı sınıfta takriben ikiyüz öğrenciye sordum; mütereddid parmakların oranı hiç değişmedi. ”Bu Ülke"yi okuyanların sayısı yaklaşık ellide bir civarındaydı. ”Bu Ülke"nin yayınlandığı yıllarda doğan nesil Cemil Meriç'ten habersizdi.

Onlara Cemil Meriç'i anlatmayı denedim, hayatından, eserlerinden bahsettim, yazdıklarından parçalar okudum; onların mâsum simâlarında, 1974'ün henüz sıcaklığını yitirmemiş bir güz ayında ”Bu Ülke"yi okurken tutulduğum elektriklenmeye benzer bir heyecan kıvılcımı aradım: Evde yoktular!

Devamını oku...
 

Otobüsteki Bilge

E-posta Yazdır PDF

Otobüsteki Bilge

Mustafa Özel

Taşrada yaşayan herkesin bir Ahmet Ağabey’i olsun isterim. O, büyük şehirdeki fakültede okusun, siz kasaba lisesinde. Size Necip Fazıl’ın bütün kitaplarını getirsin. Sezai Karakoç’un, Diriliş ve Edebiyat dergilerini göndermeyi hiç ihmal etmesin. Pakdil’i, Zarifoğlu’nu, Özdenörenler’i… onun sayesinde tanıyın. Bir de Bu Ülke’yi. Bir süre okumasanız da olur. Dilini (gerçekte muhtevasını) ağır bulduğunuzu söyleyin. Zararı yok. Nasılsa bir gün Üstad’ın Babıâli’sini okurken şöyle bir cümleye rastlayacaksınız: “Allah’ın, iç gözü görsün diye dış gözünü kapattığı sahici münevver Cemil Meriç.” Bu Ülke’yi artık okumamak olmaz. Hem, kanaviçeli yeni baskısı da çıkmıştır. Bismillah-i Teâla…

Anma yazılarında herkes biraz (belki daha çok) kendini anlatır. Bundan kaçmanın imkânı var mı? Anılan kim olursa olsun, yazılar umumiyetle şöyle başlar: “Bir kış günü, bir arkadaşımla beraber, ziyaretine gitmiştik…” Evet, aynen böyle olmuştu. Osman Birkan (şu anda MÜSİAD Bursa şubesi başkanı) ile beraber kendisini Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılacak “Tanzimat ve Türk Musikisinin Meseleleri” toplantısına davet etmek üzere Göztepe’deki evine gitmiştik. (1976/77 ders yılı olsa gerek.) Bir ara Osman’a “Sakson Köleleri”ni okutmak istedi. Osman daha kitabı açmadan ben girizgâhı ezberden okudum. Beş altı yıl süren bir dostluğun revakı oldu bu.

Devamını oku...
 

CEMİL MERİÇ

E-posta Yazdır PDF

Hayatı

Cemil MeriçCemil Meriç, 12 Aralık 1916'da Hatay, Reyhanlı'da Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Antakya Lisesi'nde eğitimini sürdürdükten sonra İstanbul'a geldi ve Pertevniyal Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan Hatay'a döndü. Bir süre ilkokul öğretmenliği, Nahiye Müdürlüğü ve Tercüme Kalemi'nde reis muâvinliği yaptı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Elâzığ Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1942-1945). İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalıştı (1946).

1955'te görme yeteneğini kaybetti. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 senesinde İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu. 13 Haziran 1987 günü İstanbul'da vefat etti. Kızı Sosyoloji Prof. Ümit Meriç'tir.

Devamını oku...